20 Temmuz 2011 Çarşamba

Körpe Kerpe

Yazı iple çeken saftorik arkadaşlarım benim korkumdan bu sıcaklara laf edemiyorlar. Çünkü "Off bu ne sıcak" dedikleri anda hırlayarak ve "Kendi terinizde boğulun e mi?" diye haykırarak üzerlerine saldıracağımdan eminler. Ben de nispet ederek klimamı açıp buz gibi evimde kraliçeler kibin rahat rahat seriliyorum hepiniz kendi sefil evlerinizde, ofislerinizde leş gibi pişerken. Eminim hepiniz klima alamayacak kadar fakirsinizdir de, umarım öyledir yani. Yoksa nispet yapmamın bir anlamı kalmayacak zira :) Herneyse pişiyorsanız, yandım allah diyorsanız içimde de size karşı en ufak bir merhamet kırıntısı yok. Malum hayvanlığımdan ötürü :P

Birkaç kırılan dolgu muhabbeti yüzünden burdayım. Cuma akşamı rezil İstanbul'unuzda benden iz bile bulamazsınız. Dişlerimi sıktığım için çatur çutur kırılıyor bu dişler, dolgular. Ne bok yiyeceğim bilmiyorum. On günde bir diş hekimindeyim anasını satayım. Hayır gergin filan değilim ki. Kimyasal etkisi altındayım, daha ne kadar sakinleşebilirim onu da bilmiyorum. Herneyse Cuma akşamı Nazif Bey'ciğimin deyişiyle İzmit-Hendek-Adapazarı ölüm üçgeni popülasyonuyla beraber Kerpe'ye akmak suretiyle geri döneceğiz.

Kerpe komik bir yer. Bir kere evim pek rahat, ferah fezah bir ev. Zeynep'in okuldan en sevdiği arkadaşının evi de camdan cama mesafesinde. Çocuklar da, aileler de pek bi sevişiyoruz, şükür. Bu açılardan iyi ancak haftasonları mekanda yaşamak, yüzmek, br yerden bir yere gitmek filan pek mümkün değil. Hatta o günlerden birinde doğumum gelse hastaneye yetişemem, yolda doğururum veyahut apandisitim patlasa, yolda geberir giderim resmen. Minicik bir yer Kerpe, popomdan az büyük ve milyon tane insan sığmaya çalışıyor içine. Ne denizden, ne kumdan, ne çarşıdan, ne marketten hayır kalıyor tabii ki. Kumsalın müdavimlerinin yaptığı, denize girenlerin içtiği ortalama bira miktarı filan da dikkate alınan kaba bir hesaba göre, Pazar günleri, akşama doğru denizde iki ton kadar çiş olmaktaymış :) Yengeçler filan yerlerinden çıkıp, suyun üstüne doğru gitmeye başlıyorlarmış hava bittiği için. Ben görmedim, söyleyenlerin yalancısıyım. Ama tabii anlatılan bu korkunç hikayelerden tik bastığı için o denizde haftasonları yüzemiyoruz ve trafiğe rağmen etraf kentleri geziyoruz maceraperest zarif eşimle. Maceraya da bak! Doğu Karadeniz kıyılarında, safari anasını satayım.

Yoğun maganda nüfusunun sırrını da çözebilmiş değilim şimdiye kadar. Akın akın adam, her taraf kıvıl kıvıl adam. Bu ne abicim? Dünyanın olduğu gibi Kerpe'nin de %50'si kadın değil mi? Nerde bu kadınlar? Zeynep bile nüfustaki bu dengesizliği farketmiş, "Neden Kerpe'de çok erkek var?" diye soruyor. Tamam anladım, abazalar. Mekana da kız bulmaya geliyorlar sanırım ama kız yok ki güzel kardeşlerim. Korkudan hepsi sinmiş olsa gerek, evlerinde filan herhalde diyorum. Her zamanki tipik Türk gençliği gibi adamlar kız bulmak için bir yere gidip, elleri bomboş, yine kendileri gibi son derece erkek olan diğer gençlerle deve güreşi ve hatta cheerleader piramiti yapmak suretiyle eğlenmeye çalışıyorlar. Akılları her an etrafta bulunmayan kızlarda tabii, orası kesin.

Anlaşılacağı üzere genel olarak Kerpe 1980'lerden kalma gibi görünen, ortadirek bir tatil yöresi. Çocukluğumun Erdek'i tam anlamıyla. Mesela kumsala sıfır olan aile çay bahçesinde yaşlılar çekirdek çitliyor geceleri ama çınar ağacına takılmış yeşil floresan eksik maalesef. Dondurmacısı (devamlı kuyruk var dondurmacıda, dünyanın en zengin insanı sanırım kendisi), balık restoranları (bunların içinde bir Ünal Restaurant var ki, inanılmaz güzel tava balık yapıyor. mezgit, tekir, istavrit. orgazm çığlıkları atarken yanlışlıkla ısırdığınız parmağınızın acısı işi boka sokuyor) ve hatta midye dolmacısı filan. Çok tatlı şilebezi gömlekler, elbiseler satan bir de dükkan var. Kerpe'nin internet'ten arama yaptığınızda karşınıza ilk çıkan meşhur kayalıklarının orda gerek yemek için, gerek kafe, gerekse bar olarak kullanabileceğiniz birkaç tane şık tesis var. Kayalıklar da gerçekten fantastik. Oraya gidilip güneş batışı seyrediliyor ve balık tutuluyor.


Kerpe'nin en sevdiğim yanı havası. Malum sıcağa karşı problemli bir kişiyim. Sıcakta bile fazla bunalınmıyor burda, akşamları ise resmen soğuk. İğrenç İstanbul'la en büyük farkı bu. Biz orda her gün yorganla uyuyoruz hala. Buna rağmen deniz suyu sıcaklığı neredeyse güney gibi. 25-26 derecelerde olsa gerek diyorum. İdeal yani sonuç itibarıyle.

Deniz sığ, küçük çocuk için ideal filan desek de kalabalık yüzünden şöyle bir serilip de yatamıyorsun tabii ki. Çocuk denizdeyse ebeveyni de denizde mecburen, biri alıp götürmesin diye. Kumsalda devamlı kayıp çocuk anonsları yapılıyor. Bu baabta yakında evrim geçirip solungaçlarıma ve yüzgeçlerime kavuşacağımı umut etmekteyim.

Birden bire sıkıldım yazmaktan. Twitter'dan eylemlerime devam ediyorum tatil yöresindeyken de. Ama deniz güneşten filan fırsat bulabilirsem tabı. Danke şön.

2 fikir sahibi var:

hafif abi dedi ki...

geçmiş olsun. bütün koltuk meraklılarını dişçi koltuğuna oturtsak negzel olurdu di mi?

üslubunuza gelince... çok hoş. dilinize sağlık.

aslı hayvanı dedi ki...

Efenim tesekkur ederim. Sizin yaninizda esamemiz bile okunmaz.