Mide asiti diyince; bu aralar ülserim azdı çok fena. Mevsim dönümlerinde illa bi kudurur bu mel-un, şimdiki gibi mevsim ortasındaysak da mutlaka stres katsayımda bir artış, bir mutsuzluk durumu filan vardır. Durduk yere geviş getirtmez, durduk yere asit burnuma kadar çıkıp sinüslerimi dağlamaz.
Bu ülserle ben 20'li yaşlarımda, çıtır ve son derece dertsiz, gamsız olmam gereken bir dönemde tanışmıştım. Sigara içiyordum o zamanlar sefil gibi, beslenmeme dikkat etmiyordum hiç falan, herhalde onlardan. Doktora gittiğimde ise 4 senedir bu illetle uğraşıyordum ve yolda görenlerin AIDS'e yakalandığımı sanmasına sebep olan bir görüntüm vardı. Doktorum olacak olan dahiliyeci -Bahadır mıydı, Temcettin miydi ne halttı?- herifin '4 senedir midem bulanıyör doktor beyg' isimli şikayetime '1 aylık hamilesiniz bağyan' şeklinde cevap verdiği an, pozitif bilimin beynimde su buharı haline dönüşüp, Matematik Mühendisi/Bilgi İşlemci Aslı'nın transforme olarak bedeni ve ruhunu, esasen genlerine sinmiş olan Sıdıka'ya (Bu vesileyle Atilla Atalay'a da selam edelim buradan :)) teslim ettiği andır. Bu teşhisi takip eden aylarda Meryem Ana'nın durumunun gerçekliğine, elele tutuşmaktan hamile kalınabileceğine ve karnım şişmemiş olmasına rağmen aniden doğurabileceğime kesinlikle inanmış bir kişi olduğumu ve bunun yüzünden endişelendiğimi itiraf etmek zorundayım. Hey gidi rahmetli Şacettin... (ölmese de mideye bakarken bebek gören doktorun lisansı elinden alınmıştır şimdiye herhal)
Bu olaydan bir sene filan sonra SSK'nın gerçek doktorlarından biri bana ülser teşhisi koydu. O zamanlar endoskopi yapılırken kamerayı canlı canlı yutturuyorlardı insana. Hiç unutamıyorum o 2 dakika 45 saniyeyi. Bir de patolojiye
göndermek ve helikobakter testi için birkaç parça koparıyorlardı mideden. Ya şimdi hatırlayınca olayları, düşünüyorum da işletti mi bu doktorlar beni acep diye... Ööle saçma ki. Helikobakter testi için alınan parçayı bir sıvının içinde küçük bir kutuya koymuştu adam. '24 saat sonra bu sıvı pembe olursa bakteri var, sarı kalırsa yok demektir. Ancak bunu teninize değecek bir şekilde taşırsanız daha iyi sonuç alırsınız.' demişti bana. Ne bu be? Beyaz sakallı dede gibi! E koskoca doktor, dediğini yapmayacak halimiz yok tabii. O gün Kadıköy Anadolu'dan pek yakın bir dostumun nikahında prensesler gibi giyinmiş, süslenmiş, kuğular gibi süzülürken cebimde bir mide parçası taşıdığımı çok az insan bilir. Bunlardan biri de o gece benle mütemadiyen alay eden Nazif Bey'dir. O sıralar zamanın şahane radyosu Hür FM'de DJ idi kendisi ve suratıma dedikleri yetmezmiş gibi program esnasında lafımı etmişti pis pis.Neysem merak edenler için sıvı pembeye dönmedi ve ben 'mide kanaması riski taşıyan' bir tedaviye başladım teşhisin takibinde. Doktorun bana, tedaviye ek olarak 'Düşünce tarzınızı değiştirmeniz lazım, rahat bir insan olmanız gerekiyor' filan gibi bir şeyler dediğini hatırlıyorum. Olduuu! Gün içinde yuttuğum 8 ilaç da herhalde kazık kadar olup, taşlaşmış düşünce tarzımı değiştiremediğim için işe yaramadı. Hatta ve hatta en berbat ülser krizlerini (öyle garip bir şeydir, mutlaka gece yakalar ve insanın ateşi filan fırlar) bu ilaçları kullanırken geçirdim.
Tedaviden 6-7 sene sonra sigarayı bırakıp, güzelce semirmemin takibinde biraz rahatlayabildim. 'Yaşandı Bitti Saygısızca' gibi bir durum oldu yani bu.



